İçeriğe geç

Bilimsel düşünme nedir ?

Bilimsel Düşünme Nedir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden

Bilimsel düşünme, olayları, olguları ve problemleri mantıklı, sistematik ve nesnel bir şekilde analiz etme sürecidir. Ancak bilimsel düşünmenin ne olduğu, yalnızca teorik bir kavramdan ibaret değil; aynı zamanda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi toplumsal bağlamlarla iç içe geçmiş bir yapıya sahiptir. İstanbul’da bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, günlük hayatımda sokakta, toplu taşımada, işyerinde karşılaştığım pek çok durum bilimsel düşünmenin toplumun farklı kesimlerinde nasıl algılandığını ve nasıl uygulandığını gösteriyor. Bu yazıda, bilimsel düşünmenin toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından nasıl şekillendiğini ve bu konuları nasıl daha iyi anlayabileceğimizi inceleyeceğim.

Bilimsel Düşünmenin Temelleri

Bilimsel düşünme, temelde merak, gözlem, hipotez oluşturma, test etme ve sonuç çıkarma süreçlerinden oluşur. Bu süreç, genellikle evrensel bir yapıya sahiptir. Ancak bu “evrensellik”, her zaman toplumun her kesimi için aynı şekilde işlemeyebilir. Gözlemlerime göre, bilimsel düşünme bazen, toplumsal cinsiyet rolleri, sosyal statü ve farklılıklar nedeniyle bireylerin bakış açılarını etkileyebilir.

Örneğin, İstanbul’da işyerimde veya sokakta bir konuyu tartışırken, kadınların genellikle duygusal bakış açılarıyla, erkeklerin ise daha analitik bir yaklaşımla sorunları ele aldıklarını gözlemliyorum. Bu durum, bilimsel düşünmenin toplumdaki farklı bireyler ve gruplar arasında nasıl farklı şekillerde yorumlandığına dair ipuçları veriyor. Bilimsel düşünme, bireyin deneyimlerine ve eğitimine dayalı olarak farklılık gösterebilir, ancak bu, her bireyin kendi bakış açısını oluşturmasına engel olmamalıdır.

Toplumsal Cinsiyet ve Bilimsel Düşünme

Toplumsal cinsiyet, bilimsel düşünmenin şekillenmesinde önemli bir faktör. Kadınlar ve erkekler, tarihsel olarak farklı sosyal roller üstlendikleri için, bilimsel düşünme biçimleri de bazen bu rollerle örtüşebiliyor. İstanbul’da sokakta yürürken, toplu taşıma araçlarında genellikle kadınların, ev içi sorumluluklar, çocuk bakımı veya ilişkiler üzerine konuştuğunu duyabiliyorum. Erkekler ise genellikle iş ve ekonomi üzerine daha analitik sohbetler yapabiliyor. Bu, her iki cinsiyetin de bilimsel düşünmeyi farklı şekillerde kullandığına işaret ediyor.

Bir gün işyerinde bir toplantıya katıldım ve fark ettim ki, kadın çalışanlar daha çok duygusal zeka ve empati üzerine konuşurken, erkekler genellikle daha çok objektif veriler ve rakamlar üzerinden bir tartışma yürütüyordu. Bu durum, toplumsal cinsiyetin bilimsel düşünmeye nasıl yansıdığına dair önemli bir örnek. Kadınların bilimsel düşünmeye daha çok duygusal ve sosyal yönlerden yaklaştığı, erkeklerin ise daha çok analitik ve soyut bakış açıları geliştirdiği algısı, aslında toplumsal cinsiyet rollerinin bir yansıması olabilir. Fakat bu durum, kadının ya da erkeğin bilimsel düşünmenin belirli bir biçiminde daha başarılı olacağı anlamına gelmez. Her iki cinsiyet de bilimsel düşünme süreçlerini kendi tarzlarına göre, aynı düzeyde etkin bir şekilde kullanabilir.

Çeşitlilik ve Bilimsel Düşünme

Çeşitlilik, bilimsel düşünme tarzlarını daha da zenginleştirebilir. Toplumda farklı yaş, kültür, etnik köken ve eğitim seviyelerine sahip bireyler bulunuyor ve bu bireylerin bilimsel düşünme biçimleri de çok çeşitli. Toplumsal çeşitlilik, bu farkların öğrenilmesi ve bilinçli bir şekilde kullanılması gereken bir kaynak olabilir. Örneğin, İstanbul gibi kozmopolit bir şehirde yaşıyor olmanın, insanların düşünme biçimlerini nasıl etkilediğini sıklıkla gözlemliyorum.

Bir gün toplu taşımada, farklı kültürlerden gelen insanlar arasında bir tartışma duyduğumda, farklı bakış açıları ve düşünme biçimlerinin nasıl karşılıklı etkileşime girdiğini fark ettim. Bir grup göçmen, kendi ülkelerindeki eğitim sistemini ve bilimsel düşünme yaklaşımlarını anlatıyordu. Buradaki kültürel çeşitlilik, farklı bakış açılarıyla bilimsel düşünme üzerine yeni perspektifler geliştirilmesine olanak sağlıyordu. Bu çeşitlilik, yalnızca kişisel deneyimlerimize değil, aynı zamanda toplumdaki daha büyük eşitsizliklere ve fırsat eşitsizliklerine de dair önemli bir gösterge.

Çeşitli toplumsal grupların bilimsel düşünmeyi nasıl algıladıkları, eğitim seviyelerinden çok daha fazlasını içeriyor. Mesela, mahallemin farklı kesimlerinden gelen gençlerle yaptığım sohbetlerde, bilimsel düşünme genellikle “kitaplarda yazılı olan” olarak algılanıyor. Bu, bilimsel düşünmenin daha çok akademik çevrelerle ilişkilendirilmesine ve sokaktaki insanların gündelik hayatlarında bilimsel düşünmeyi nasıl kullanacaklarını bilmemelerine neden olabiliyor.

Sosyal Adalet ve Bilimsel Düşünme

Sosyal adalet, bilimsel düşünmenin bir başka önemli yönüdür. İstanbul’daki sosyal yapıyı gözlemlediğimde, bilimsel düşünmenin çoğu zaman toplumun daha ayrıcalıklı kesimleri tarafından sahiplenildiğini görüyorum. Bu durum, bilimsel düşünmenin ulaşılabilirliğini engelleyebilir ve bazı toplumsal grupların bilimsel düşünmeye daha uzak kalmalarına neden olabilir.

Bir gün sokakta karşılaştığım bir grup genç, bilimsel düşünmenin “karmaşık ve anlaşılmaz” olduğunu söylediler. Bu, aslında eğitimdeki eşitsizliğin ve sosyal adaletin bilimsel düşünmeye nasıl etki ettiğine dair önemli bir örnekti. Eğer toplumun her kesimi, bilimsel düşünmeyi erişilebilir bir şekilde öğrenebilseydi, belki de daha fazla insan bu düşünme biçimini günlük yaşamlarında kullanabilirdi. Ancak, sosyal eşitsizlik ve eğitimdeki farklılıklar, bilimsel düşünmenin sadece belli gruplara ait bir şey olarak görülmesine neden olabiliyor.

Sonuç: Bilimsel Düşünme ve Toplum

Bilimsel düşünme, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektiflerinden değerlendirildiğinde, sadece bir mantık yürütme ve verileri analiz etme biçimi değil; aynı zamanda bireylerin toplumdaki yerlerine, eğitimlerine ve sosyal statülerine göre şekillenen bir süreçtir. İstanbul gibi büyük ve çeşitli bir şehirde, bilimsel düşünmenin farklı gruplar arasında nasıl şekillendiğini görmek, bu konuda daha çok şey öğrenmeme yardımcı oldu. Her birey, bilimsel düşünmeyi farklı bir biçimde kullanabilir, ancak bu düşünme biçimlerinin her kesime eşit bir şekilde sunulması, toplumsal adaletin sağlanması adına kritik bir adımdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir